tattoo

Kimi zaman günah sayılmış, bazen lanetlenmiş fakat bazı toplumlarda ise benimsenmiştir. Mitoloji’de, dövmeyle ilgili çok çeşitli söylentiler vardır. Evrenin tanrıları, dövme tanrısı ve balıkların desenleri ile renklerin yaratıcısı Bilge Tohu’nun bilgece bakışları altında Ta Tau, bugün Tattoo adıyla anılan dövmeye, adını veren tanrı olarak bilinir. Bir gün Mata Mata Arahu ve Turai-i  Po adındaki tanrılar Tanrıça Hina’yı baştan çıkarabilmek için, yeryüzüne indiler ve vücutları mavi desenlerle kaplandı. Bundan sonra insanlar kendilerini tanrılara beğendirmek için vücutlarını farklı desenlerle kapladılar ve herkes aslında tanrıları taklit etti.

tattoo

İlkel toplumlarda, dövme yapmadan önce törenler düzenlenir, dövme yapan ve yaptıran kişiler, birçok dinsel ve büyüsel kuralları yerine getirmek zorunda kalırdı. Dövme bütün bu karalamalara rağmen, günümüzde en popüler sanat dallarından birisi olma yolunda ilerlemektedir. Bir gelenek, bir kültür, bir ayin veya dinsel büyüsünden uzak, daha çok modaya uygun, modern zamanlara ayak uydurmuş, insanlığa kendisini sevdirmiş ve hızlı bir yükselişte olan sanat dalı olmuştur. İlk uygulamanın yapılmasından, günümüze gelene kadar, gelişerek, saygı değer bir meslek dalı olan dövmenin, zamanla bir sanat akımına dönüşmesiyle, uzak doğu ülkelerinde geliştirilip, zengin motifler ve dövme desenleriyle, nesillere aktarılmış, bu konuda çok iyi yerlere gelinmiştir. Mısır mumyalarında da sıkça rastlanan dövme, birçok çağda ve toplumda uygulanmıştır.

tattoo

Günümüzdeki uygulama biçimi çok daha modern olmasına rağmen, asıl uygulanış biçimi gayet ilkeldir; sivri sert bir cisimle, herhangi bir is veya kül karışımlarına bulanarak, insan derisine uygulanabilir. Tastik ve Altın Yis mezarlarında buluna cesetlerde, vücudun bazı kısımlarında, av sahnelerini tasvir eden dövmeler bulunduğu görülmüştür. Amerika yerlileri, Galyalılar, Polinezyalılar, Britonlar ve Trakların da dövme yaptırdıkları bilinmektedir. Hun kurgularında bulunan cesetlerde de, düşsel yaratıklar ve koç figürlerinde oluşan kıvrak çizgilerle ve dekoratif bir anlayışla yapılan dövmelere rastlanmıştır. Araştırmalara göre, Hunlarda, asil ve kahraman kişilerin dövme yaptırabildiği, Kazak ve Kırgızlarda yine kahramanlık niteliği taşıyan bireylerce yapıldığı bilinmektedir. Dövme özellikle Okyanusya adalarında ve Yeni Zellanda’da gelişmiştir. Avustralya ve merkezi Afrika yerlilerinde deride yara açarak yapılan dövme tekniğine rastlanmaktadır. Yeni Zellanda’da Maori halkı yüzlerine dövme yaptırmaktadır. Kendilerine özgün Maori modellerini yalnızca Maori halkı yaptırabilmektedir. Bu dövmeler gelenek halini almıştır ve Maori motifleri günümüzde de birçok dövmecinin sarımlarını etkilemektedir. 1100 yılları civarında, Arap İbn Fadlan, bazı Vikinglerle görüştü. Onların çok kaba, kirli ve üzerlerinde resimlerin olduğu kanaatine vardı. Eski Roma’da ise, suçluları ve köleleri tanımak için dövme kullanılmıştır. Dövmeyi barbarlara göre bulmuşlar ve aşağılamışlardır. Cezayirli gemiciler aracılığı ile Osmanlı denizcilerinde de yaygınlaşan dövme,17. Yüzyılda yeniçerilere kadar ulaşmış ve yeniçeri ocakları kapatılana dek sürmüştür. 18. Yüzyılın batı denizcileri ise, vücutlarına köpekbalığı, yunus, kılıç, çapa resimleri çizdirmiş, sevgililerinin isimlerini yazdırmışlardı. Bazı figürler ise, denizde yol aldıkları her beş bin mişi ifade ediyordu. 18. Yüzyılda, Güney Pasifikteki yoluculuklarında dönen birçok Fransız denizci dövmeliydi. 1861’de Fransız deniz subayı Doktor Maurice Berchon, dövmenin medikal komplikasyonları hakkında bir çalışma yayınladı. Kaptan Cook, Polinezya’ya yaptığı yolculuktan döndükten sonra, dövme sanatı İngiliz ordusunda bir gelenek haline geldi. 18.yüzyılın ortasıyla birlikte çoğu İngiliz yerleşkesi en az bir profesyonel dövme ustasına sahipti. 1862 de Galler Prensi ilk dövmesini yaptırdı. Kolundaki bir haçtı bu. Dövmeye tahta çıkmadan önce aristokratlık zamanında merak saldı. 1882’de oğulları Clerans ve York Dükü’ne Japon dövme ustası Hori Chiyo tarafından dövme yapıldı. Toplumlarda, dövme kimi zaman unutulmuş veya yasaklanmış olmasında rağmen, günümüze kadar ulaşmış, büyüsel ve ayinsel özelliklerini kaybedip bir sanat şölenine dönüşmüştür.

22